Besinlerdeki Katkı Maddeleri Tahlil Sonuçları

Besinlerde Bulunan Katkı Maddeleri Sağlığımızı Tehdit Ediyor!

Besinler ve diğer çevresel yollarla maruz kaldığımız katkı maddeleri, endokrin bozucular, genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO); diyabet, obesite, metabolik sendrom, fetüste cinsel arklılaşma kusurları, erken puberte ve infertilite gibi pek çok sağlık sorununa neden olabiliyor.
Katkı maddeleri, endokrin bozucular, genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) besinler ve diğer çevresel yollarla maruz kaldığımız ve sağlığımızı bozabilen etkenlerdir. Besinlerde bulunan bazı katkı maddeleri ve bazen de doğal moleküller vücudumuzdaki hormonlara yapısal benzerlikleri nedeniyle istenmeyen etkilere neden olmaktadır. Endokrin bozucular olarak adlandırılan bu maddelerin neden olduğu sağlık sorunları son yıllarda hızla artmaktadır.

besinlerdeki-katki-maddeleriBirçok kimyasal maddenin endokrin bozucu özelliği olabilir. Bisfenol A, bazı organik klorinler, polibromür içeren yangın söndürücüler, alkil fenoller, fitalatlar, pestisidler, polisiklik aromatik hidrokarbonlar, çözücüler, evlerimizde sıklıkla kullandığımız bazı temizlik ürünleri, oda spreyleri, saç boyaları, kozmetikler ve güneş yağları bu maddelerden sadece bir kısmıdır. Son zamanlarda bazı metaller de bu listeye eklenmiştir. Endokrin bozucuların kanser, diyabet, obesite, metabolik sendrom, fetüste cinsel farklılaşma kusurları, erken puberte ve infertilite gibi pek çok sağlık sorununa neden olabileceği gösterilmiştir.

Endokrin Bozucuların Etki Mekanizmaları

Endokrin bozucular klasik nükleer reseptörlere veya estrojenle ilişkili reseptörlere bağlanabilir. Hücre membranındaki reseptörlere bağlanıp sitozoldeki hedef moleküllerle etkileşerek Src/Ras/Erk yolağını aktifleştirebilir veya nitrik oksid üzerinden değişikliklere neden olabilir. Ayrıca endojen hormonların metabolizmasında veya genomik ve non- genomik yolaklar arasındaki etkileşimde değişiklikler, nöroendokrin geri bildirim sistemlerinde bozukluklar, DNA metilasyonunda veya histon modifikasyonunda epigenetik değişiklikler gibi mekanizmalar istenmeyen sonuçlara neden olabilir. Reseptör aktivasyonunun ligandın fonksiyonunu değiştirebileceği de gösterilmiştir.

Katkı Maddeleri

Katkı maddeleri besinlere eklenerek raf ömrünü uzatan ve mikroorganizmaların tahribatından koruyan maddelerdir. Koruyucu maddelerin toplumun beslenme alışkınlıklarını da önemli ölçüde değiştirdiğine inanılmaktadır. En sık kullanılan koruyucu katkı maddeleri ve güvenlik dereceleri şu şekildedir:

Güvenli

• Askorbik asit: Meyve ve sebzelerde doğal olarak bulunur ve antioksidan etkisiyle vücudu serbest radikallerden korur. FDA (‘Food and Drug Administration’) tarafından onaylanmıştır. Meşrubatlar ve tahıl gevrekleri gibi birçok üründe koruyucu olarak kullanılmaktadır.

• Aspartam: Çok sık kullanılan bu suni tatlandırıcı doğal şekerden 220 kat daha tatlıdır. Kanser yaptığına dair söylentilere rağmen FDA araştırmalar sonucunda tekrar onaylamıştır.

• Taurin: Taurin kanda su ve elektrolit dengesinin korunmasına yardımcı olan bir moleküldür. Doğal olarak et, balık ve anne sütünde bulunur. Ayrıca birçok enerji içeceğine de eklenmektedir. Günde 3000 mg’a kadar güvenli kabul edilmektedir.

• Nisin: Bu madde antibakteriyel özelliği nedeniyle et ve süt ürünleri, peynir, sıvı yumurta ve salata soslarında kullanılmaktadır. Doğaldır ve güvenli kabul edilmektedir.

Şüpheli

katki-maddelerinin-zararlari• Sulfitler: Bu gruptaki koruyucular besinlerin renk değiştirmesini önlemek amacıyla kullanılmaktadır, ama bazı olgularda alerji ve astıma benzer tablolara neden olduğu bildirilmiştir.

• Sodyum Benzoat: Besinlerin fermantasyon ve asidifikasyonunu önler ve birçok meyve suyu ve maden suyunda bulunur. Askorbik asitle birlikte kullanılırsa bilinen bir karsinojen olan benzen oluşumuna neden olabilir. Ancak çok yüksek miktarlarda tüketilirse hastalık yapabileceği bildirilmektedir.

• Nitrit: Genellikle et ürünlerinde kırmızı renk vermek amacıyla kullanılır. Amerikan Kanser Derneği kanser riskini azaltmak için nitrit alımını sınırlandırmak amacıyla işlenmiş et tüketiminin azaltılmasını önermektedir.

• BHA/BHT: Butillenmiş hidroksianisol ve butillenmiş hidroksitoluen besin ürünleri ve kozmetiklerdeki yağı korumak amacıyla kullanılmaktadır. FDA her iki maddeyi de güvenli olarak tanımlamıştır. Ancak Ulusal Toksikoloji Programı’nın yaptığı araştırmalar BHA’nın karsinojen olabileceğini, BHT’nin ise farklı çalışmalarda kanser riskinde hem artma, hem de azalma ile ilişkilendirildiği sonucuna varmıştır. (İlginç olarak BHT bazı herpes türleri ve AIDS tedavisinde de kullanılmaktadır.)

Nasıl Korunmalıyız?

Yaşam tarzımızın bir günde değiştirilmesi mümkün değildir; ama bir yerden başlanması ve bu kurallara mümkün olduğu kadar uyulması sağlığımız için çok önemlidir.

Katkı maddelerinden ve endokrin bozuculardan korunmak için en önemli yöntem yemeklerimizi çeşitlendirmek ve sürekli aynı ürünleri ve özellikle de işlenmiş ve paketlenmiş ürünleri tüketmemektir. Ayrıca alışveriş yaparken dikkat edilmesi gereken bazı noktalar şöyle özetlenebilir:

• Organik olduğu Tarım Bakanlığınca belgelenmiş gıdalarda bu katkı maddeleri bulunmaz. Ayrıca paketlerin üzeri okunarak zararlı katkı maddelerinin bulunup bulunmadığı kontrol edilmeli ve katkısız ürünler tercih edilmelidir.

• Taze ürünler tercih edilmelidir. Taze sebze, meyve ve ette koruyucu veya katkı maddelerinin bulunma olasılığı daha düşüktür. Önceden paketlenmiş ve aşırı işlenmiş ürünlerden mümkün olduğu kadar uzak durmalıdır.

• Doğal ürünler tercih edilmelidir. İşlenmiş ürünler alınacaksa ‘doğal’ etiketi olanlar seçilmelidir. ‘Doğal’ etiketinin kesin bir tanımı olmamakla birlikte bu ürünlerde genellikle suni katkı veya boya bulunmaz.

• Meşrubatlarda sakarin, aspartam gibi suni tadlandırıcılar dışında civa içeriği fazla olan yüksek fruktozlu mısır şurubu bulunur. Yüksek miktarda ve uzun süre tüketildiğinde civaya bağlı nörotoksik etkiler ortaya çıkabilir.

katki-maddeleri

• Yüksek miktarda şeker tüketimi insülin düzeyini yükselterek obesite, yorgunluk, artrit, migren, immünolojik fonksiyonlarda bozulma, safra taşı, meme kanseri, diş eti hastalıkları ve çürükler ile kardiyovasküler sistem hastalıkları gibi birçok sağlık sorununa neden olabilir. Mümkün olduğunca çiğ şeker kamışından elde edilen şeker tercih edilmelidir.

• Besinlere lezzet katmak amacıyla kullanılan MSG (monosodyum glutamat) bir nörotoksindir. Bu madde bebek mamalarında, düşük yağlı sütlerde, şekerlemeler, sakızlar, meşrubatlar, reçetesiz satılan ilaçlar, beslenme destek ürünleri, meyveli yoğurtlar, intravenöz sıvılar ve suçiçeği aşısında bulunmaktadır. Büyüme hormonunu inhibe ederek obesiteye neden olabileceği gibi baş ağrısı, bulantı, halsizlik, boyunda ve kollarda yanma hissi, hışıltı veya solunum güçlüğü ve nabız hızında değişiklikler gibi akut yan etkilere de neden olmaktadır.

• Gıdalarınızda MSG olmadığından emin olmak için etiketinde monosodyum glutamat, serbest glutamat, hidrolize proteinler, otolize nişasta, nişasta ekstresi, kazeinat, ‘doğal’ veya yapay çeşniler yazan ürünleri tüketmeyiniz.

• Genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) DNA’ları modifiye edilmiş bitki veya hayvanlardır. A.B.D.’de mısır, soya, fasulyesi, pamuk gibi pek çok ürün genetik olarak değiştirilmiştir ve GDO birçok işlenmiş besinde bulunmaktadır. Araştırmalar GDO’ nun besin toksisitesi, alerjiye yatkınlık, immün sistemde baskılanma, antibiyotik direnci ve kanser sıklığında artma gibi risklere neden olabileceğini göstermektedir.

• Kızarmış yağın, lokantalarda yapıldığı gibi soğutulup tekrar tekrar kızartma işlemi için ısıtılması ile ortaya çıkan BHA/BHT maddeleri uyku düzensizlikleri, iştah artışı, karaciğer ve böbrek fonksiyonlarında bozulma, saç kaybı, davranış sorunları, kanser, fetal anomaliler ve büyüme geriliği gibi sorunlara neden olabilmektedir. Bu prezervatifler özellikle salam, pastırma, sucuk, sosis gibi işlenmiş et ürünleri ve paketlenmiş diğer gıda maddelerine eklenmektedir.

• Çay ve kahvede bulunan doğal kafein az miktarlarda (günde 1-3 bardak) zararsızdır. Kafein aynı zamanda meşrubatlar, sakız, zayıflama hapları ve ağrı kesici ilaçlara eklenmektedir. Fazla miktarda tüketildiğinde kemiklerden kalsiyum kaybına neden olabilir. Daha yüksek dozlarda ise doğumsal kusurlara, düşüklere, kalp hastalığı, depresyon, davranış bozuklukları ve uykusuzluğa yol açabilir. Bağımlılık yaptığı için yoksunluk durumunda baş ağrısı, sinirlilik ve letarji görülebilir.

• Bromlu bitkisel yağlar bazı içeceklere tat veren yağların çözelti halinde kalmasını sağlamak amacıyla kullanılmaktadır. Bromat bir zehirdir; %2 solüsyonundan 50 ml bile çocukta ciddi zehirlenmeye neden olabilir. Erişkinlerde immün sistemi baskılayabilir veya alerjik reaksiyona neden olabilir.

• Kısmen hidrojenlenmiş bitkisel yağlar, sıvı yağların hidrojenle tepkimeye sokulması ile elde edilmektedir. Bu reaksiyon sonucunda doymamış yağlar azalmakta ve trans yağlar artmaktadır. Trans yağlar margarinler, krakerler, şekerlemeler, kızarmış besinler, salata sosları ve birçok işlenmiş gıdada bulunmaktadır. Trans yağlar kalp hastalığı, meme ve kolon kanseri, ateroskleroz ve kolesterol yüksekliği ile ilişkilendirilmiştir.

• Piyasada bulunan çok sayıda pestisid insan sağlığına zararlıdır. Anne sütünde %99 oranında tehlikeli düzeyde diklorodifeniltrikloroetan (DDT) bulunmaktadır. Poliklorinli bisfeniller (PCB), dioksin, heptaklor, klordan, aldrin, dieldrin ve diğer pestisidler de kanda ölçülebilir düzeyde bulunan diğer toksik maddelerdir. Bu maddeler metabolize edilerek atılamadığı için vücudumuzda birikerek endokrin, üreme, dolaşım, immün ve santral sinir sistemimizde birikmektedir. Sonuç olarak kanser, kalp hastalığı ve alerjik hastalıklar gibi sağlık sorunlarının ortaya çıkma olasılığı artmaktadır. Vücutta pestisid birikimi ayrıca enfeksiyonlara direncin azalmasına, fertilitenin düşmesine, abortus ve doğumsal anomali riskinin artmasına neden olmaktadır.

•Toksinleri vücudumuzdan uzaklaştırmak için bol su içmeliyiz ve mineral kayıplarına karşı da taze meyve ve sebze tüketmeliyiz. Yeterli uyku ve egzersiz ihmal edilmemelidir. Daha az televizyon seyretmenin obesiteyi azaltmak gibi çok önemli bir yararının yanı sıra daha az yemek reklamına maruz kalma ve daha az miktarda işlenmiş gıda tüketilmesini sağlamak gibi yararları da gösterilmiştir.

Yorum Yazınız

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir