Prenatal Test Tahlil Sonuçları

PRENATAL TANIDA YENİ YÖNTEM: NON-İNVAZİF PRENATAL TEST

Anne kanından bebeğin kromozom anomalisini teşhis etmeyi sağlayan non-invazif prenatal test, genetik hastalıkların önlenmesinde büyük kolaylık sağlayacak.

Prenatal tanı, genetik hastalık için riskli bir gebelikte, anne karnındaki fetusun hastalıktan etkilenip etkilenmediğinin saptanmasıdır. İlk prenatal tanı uygulaması, 1966 yılında gerçekleştirilmiştir. Amniyon sıvısından kültür yapılmış ve fetal kromozomal yapı değerlendirilmiştir. 80’li yıllarda amniyosentez ve CVS teknikleri geliştirilmiş ve riskli gebeliklerde rutin kullanılmaya başlanmıştır. Diğer yandan maternal serumdaki AFP düzeyinin Down Sendromlu gebeliklerde düşük olduğunun saptanmasını takip eden çalışmalar sonrasında ikili ve üçlü tarama testleri genel popülasyonda yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Ultrasonografideki teknolojik gelişmeler ve bilgi birikiminin artması sayesinde fetusun sağlığına ilişkin bilgiler baş döndürücü bir hızda artmıştır. Prenatal tanı, multidisipliner bir çalışmayı gerektirir. Kadın-Doğum, ultrasonografi, klinik genetik, genetik danışma, sitogenetik ve moleküler genetik iş birliğini gerektirir.

prenantal-testPrenatal tanıda temel amaç tedavisi olanaksız genetik hastalığa sahip fetusları saptamak ve sonlandırmak değildir. Temel amaç yaşam kalitesini ve yaşam süresini ağır bir şekilde etkileyen genetik bir hastalık için yüksek risk taşıyan ailelere sağlıklı bir çocuk güvencesi vermektir. Tekrar çocuk sahibi olmaya cesaret edemeyen anne/babaların, genetik danışma ile bilgilendirilerek ve uygun prenatal tanı yöntemleri seçilerek sağlıklı çocuk sahibi olmaları sağlanabilmiştir.

Prenatal tanı uygulamaları, invazif ve non-invazif uygulamalar olarak ikiye ayrılmaktadır. Non-invazif uygulamalarda, herhangi bir komplikasyon riski bulunmamaktadır. Ultrasonografi ve ikili/ üçlü tarama testleri genel popülasyonda genetik hastalık için yüksek riskli gebelikleri saptayarak invazif girişimlerin sayılarını en aza indirmektedir.

Prenatal tanı uygulamaları;

• Non-invazif prenatal tanı uygulamaları

• Ultrasonografi

• İkili/üçlü tarama testleri

• Maternal serumda fetal DNA analizi; NİPT

• İnvazif prenatal tanı uygulamaları

• Amniyosentez

• CVS

• Kordosentez

• Pre-implantasyon genetik tanı İnvazif prenatal tanı uygulamalarında amniyosentezde %0.5 ve CVS’de %1 fetal kayıp riski vardır. Bu nedenle fetustaki anomali riskinin bu fetal kayıp riskinden daha fazla olduğu riskli gebeliklerde kullanılmalıdırlar.

Prenatal tanı endikasyonunun bulunduğu riskli gebelikler şunlardır;

• Anne yaşının 35 ve üzerinde olduğu gebelikler,

• İkili/üçlü tarama testinde yüksek risk saptanmış olan gebelikler (>1/300),

• Önceki gebeliklerde Down Sendromu vb. kromozomal hastalık saptanmış olan çiftlerin sonraki gebelikleri,

• Anne/babada dengeli kromozomal düzensizlik saptandığı durumlar,

• Ultrasonografide fetal anomali saptandığı durumlar ve

• Aile öyküsünde DNA analizi ile tanı konabilen tek gen hastalığının bulunduğu durumlar.

Riskli gebelikler tüm gebeliklerin yaklaşık %8’ini oluşturmaktadır. Bunlarda yapılan invazif prenatal tanı uygulamalarında %93 oranda fetusun sağlıklı olduğu genetik danışma ile açıklanmakta ve ailenin huzurlu bir gebelik geçirmesi sağlanmaktadır. %7 olguda ise fetusta genetik bir hastalığın varlığı ortaya konmaktadır. Bu durumda genetik danışma ile hastalığın nedeni, hangi anomalilerin oluşacağı, zihinsel ve fiziksel gelişimin nasıl olacağı, yaşam süresinin ne oranda etkileneceği, tekrarlama riskleri, terminasyon seçenekleri anlatılır. Fetusta genetik bir hastalık bulunması durumunda sonlandırma zorunluluğunun olmadığı da açıklanır.

Son 30 yıldır ultrasonografi ve maternal serumda yapılan tarama testleri tüm gebeliklerde yaygın olarak kullanılmaktadır. Diğer yandan amniyosentez ve CVS ile prenatal tanısı yapılabilen genetik hastalık sayıları da giderek artmaktadır. IVF uygulamalarında pre-implantasyon genetik tanı ile birçok hastalık elimine edilebilmektedir. Fetal kayıp riskinin fazla oluşu nedeniyle zorunlu haller dışında kordosentezden vazgeçilmiştir. Amniyosentez ve CVS işlem deneyimi arttıkça komplikasyon riskleri azalmıştır. Bununla birlikte noninvazif prenatal tanı seçeneği arayışlarına devam edilmiştir.

Uygulamada invazif işlem deneyimi gerektirmemektedir. İkiz gebeliklere de uygulanabilmektedir. Non-invazif prenatal tanı uygulamalarındaki en son yeniliktir.

Maternal kanda çok az sayıda fetal hücrelerin saptanmış olması, bu hücreler sayesinde non-invazif prenatal tanı tekniğinin geliştirilebileceğini düşündürmüştür. Bu fetal hücrelere yönelik çalışmalar halen devam etmektedir. Yirmi yıla yakın bir süredir heyecanla beklenen sonuçlara henüz ulaşılamamıştır.

Son yıllarda moleküler genetik test yöntemleri ve bilgisayar teknolojilerinin birarada kullanımı sayesinde “yeni nesil dizileme” tekniği bulunmuştur. Bu sayede daha önce analizi mümkün olamayan küçük DNA yapıları değerlendirilmeye başlanmıştır. Maternal kanda dolaşan çok az sayıdaki fetal hücreler yerine yeni hedef yapı olarak maternal serumdaki hücredışı serbest fetal DNA (cffDNA, cellfree fetal DNA) seçilmiştir.

Maternal serumda fetal DNA analizi ile yapılan prenatal test, Non- İnvazif Prenatal Test (NİPT) olarak adlandırılmaktadır. Bu testte hücre-dışı serbest fetal DNA’daki (cffDNA, cellfree fetal DNA) artış, “yeni nesil dizileme” tekniği kullanılarak ortaya konmaktadır. En sık gözlenen kromozomal hastalıklardan trizomi-21, trizomi-18 ve trizomi-13 için ileri düzey tarama testi olarak kullanılmaktadır. 2012 yılından itibaren klinik uygulamalarda kullanılmaya başlanan bu test, 2013 yılından itibaren ülkemizde de kullanılmaya başlanmıştır ve giderek artan bir ilgiyle karşılanmaktadır. NİPT’in bazı dezavantajları vardır. NİPT yeterli güvenilirlik oranlarına (%99,9 ) ulaşmamıştır, ileri düzey bir tarama testi olarak kabul görmektedir ve kesin tanı amacıyla kullanılmamaktadır. Testin trizomi-21’i göstermesi durumunda invazif-prenatal testler olan CVS veya amniyosentez ile doğrulanması gerekmektedir. NİPT, belirli kromozomların sayısal anomalileri hakkında bilgi vermektedir. Yapısal anomaliler ve diğer kromozomların sayısal anomalileri hakkında bilgi vermemektedir. Fetal mozaisizmler ve plasental mozaisizmler için yeterli değildir. Ultrasonografide fetal anomali şüphesinin bulunduğu durumlarda NİPT tercih edilmemelidir. %4 olguda yeterli miktarda fetal DNA elde edilemediği için test sonucu verilememektedir. Bu testler henüz ülkemizde yapılamamaktadır, hastanın kanı özel bir transport kitine alınmakta ve yurt dışına gönderilmektedir. Yeni bir teknolojiyi kullanıyor olması sebebiyle de pahalıdırlar.

NİPT’in en büyük avantajı, invazif prenatal tanı uygulamalarındaki komplikasyon riskinin bulunmamasıdır. NİPT klasik ikili/üçlü tarama testleri ile kıyaslanmamalıdır, %99-99,5 düzeyinde trizomi-21 saptayabilmektedir. Ayrıca 10. haftadan itibaren tüm gebelik süresince yapılabilmektedir. Uygulamada invazif işlem deneyimi de gerektirmemektedir. İkiz gebeliklere de uygulanabilmektedir. Non-invazif prenatal tanı uygulamalarındaki en son yeniliktir.

NİPT genetikçiler tarafından ileri düzey bir tarama testi olarak kabul edilmektedir. %0.5-1’lik hatanın genetikçiler üzerinde bıraktığı endişe, olduğundan daha temkinli yaklaşım getirmiştir. Klinisyenler ise beklenenin üzerinde bir ilgi göstererek hastalarına prenatal tanı seçeneği olarak daha sıklıkla sunmaya başlamışlardır. Henüz özel sağlık sigorta veya SGK uygulamalarına dahil değildir. Kamu hastaneleri ile Üniversite hastanelerinde yapılamıyor olması nedeniyle Tıbbi Genetik Birimleri tarafından göz ardı edilmiştir.

Pratik kullanımda sorunlar vardır. Hastaların büyük çoğunluğu herhangi bir Genetik Hastalıklar Tanı Merkezine başvurmadan testlerini yaptırmaktadırlar. Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılmamış kurumların bu testler için hastaları kabul etmesi, kanlarının alınmasını sağlaması, genetik bir test yaptırması, branş uzmanı olmayan biri tarafından hastanın bilgilendirilmesi kabul edilemez. Ruhsatlı bir muayene, sağlık merkezi veya hastanenin bu birimlere hastalarını veya hasta kanlarını göndermesi de uygun değildir. Yanlış sonuç çıkması vb. hukuki sorunlarda sorumlu muhatap bulunmamaktadır. Bu testlerin yaptırılması bir sağlık hizmetidir ve Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılmış olmayı gerektirir. Distribütör firmaların veya sağlık kuruluşu olmayan iş ortaklarının bu testler için hasta kabul etmesi ve test sonucu vermesi Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmeliğe ve Genetik Hastalıklar Tanı Merkezleri Yönetmeliği’ne aykırıdır.

Bu testler genetik testlerdir ve genetik hastalıklar amacıyla yapılan tüm prenatal tanı uygulamalarında olduğu gibi genetik danışmayı zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle bu testler için hastaların Genetik Hastalıklar Tanı Merkezlerine başvurmaları sağlanmalıdır. Bu testin yapılacağı hastalara testin belli trizomileri araştıracağı, diğer kromozomal anomalileri saptamasının beklenmediği ve ayrıca testin pozitif çıkması durumunda invazif prenatal tanı ile doğrulanması gerektiği anlatılmalıdır. Hastanın test için onamı alınmalıdır. Testin sonucu distribitör firma tarafından Genetik Hastalıklar Tanı Merkezine ve sonrasında genetik danışma ile hastaya sunulmalıdır.

NİPT uygulanan hasta sayıları giderek artmaktadır. Yakın bir gelecekte güvenilir bir tanı testine dönüşeceği öngörülebilir. Test daha yaygın bir şekilde kullanıldıkça maliyet düşecektir. Çok yakında amniyosentez hasta sayılarını azaltacağı, CVS hasta sayılarını arttıracağı, ikili/ üçlü tarama testlerini pratik uygulamalardan kaldıracağı düşünülebilir. Şimdiden Turner sendromu, Cri-du Chat, DiGeorge, Angelman ve Prader Willi sendromları ile Rh grup tayini kitleri oluşturulmuş durumdadır. Hastalık panelleri tek gen hastalıklarını da kapsayacak şekilde büyük bir hızla artacaktır. Bu testler bir süre sonra Türkiye’de yapılmaya başlanacaktır. NİPT ile prenatal tanıda yeni bir çağın başlamış olduğu söylenebilir. Hızla gelişecek ve yaygınlaşacak olan bu testlerin kullanımında yeni düzenlemelere ihtiyaç duyulmaktadır.

Non-invazif prenatal testler henüz ülkemizde yapılamamaktadır, hastanın kanı özel bir transport kitine alınmakta ve yurt dışına gönderilmektedir. Yeni bir teknolojiyi kullanıyor olması sebebiyle de pahalıdırlar. Ancak bu testlerin en büyük avantajı, invazif prenatal tanı uygulamalarındaki komplikasyon riskinin bulunmamasıdır.

Non-invazif

 

Yorum Yazınız

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir